Depresyon

Depresyon tedavisinde ilaçlar kadar psikoterapilerin de tartışılmaz yeri ve önemi vardır. Depresyon oluşumunda ruhsal çalkantıların, yaşanmış hayal kırıklıkları, duygusal ve fiziksel kayıplar ya da stres yaratıcı olayların biyolojik etkenler kadar rolü vardır. Bundan dolayı sadece ilaç tedavileri yeterli olmamakta, psikoterapi desteği depresyon tedavisinde önemli rol oynamaktadır. Depresyon tedavisinde psikoterapi aşağıdaki faydaları sağlar.
  1. Hastanın tedaviye uyumunu arttırır.
  2. Olası ilaç yan etkileri görülmez.
  3. İlaç kullanılacaksa, ilacın antidepresan etkisinin başlayacağı ortalama 15-20 günlük sürede depresif duygularla baş etmeyi sağlar.
  4. Karamsarlık, kötümserlik, mahvolmuşluk, ümitsizlik, bitmişlik, çözümsüzlük gibi depresif duygularla mücadele gücünü arttırır.
  5. Depresyon nedeniyle bozulan ailevi, iş ve sosyal yaşamdaki ilişkileri onarmaya yardımcı olur.
  6. Depresyon sonrası artık belirtilerin giderilmesini sağlar.
  7. Hastalığın tekrarlamasını önlemede yardımcıdır.
  8. Depresyon sırasında ve sonrasında sosyal yaşama uyumu kolaylaştırır.
  9. Hastanın depresyonu ve belirtilerini tanıması sağlanarak olası nüksler erken dönemde fark edilir.
Depresyon tedavisinde akut dönemde destekleyici psikoterapiler uygulanırken, depresyon düzeldikten sonra bilinçdışı çatışmalara, suçluluk duyguları, bastırılmış öfke, hayal kırıklıkları, narsisistik destek kayıpları, bağımlılık gibi derin konulara psikodinamik yaklaşımlar da bulunulur. Psikanalitik psikoterapilerde altbenlik- benlik- üstbenlik arasındaki intrapsişik çatışmalar ele alınır. Yaşanan gerçek ya da hayali narsisistik hayal kırıklıklarına bağlı çatışmalar çözülmeye çalışılır. Günümüzde depresyon tedavisinde sınırlı bir kullanımı vardır. Psikodinamik terapi uygulamalarında ise intrapisişik çatışmalara ileri derecede regresyon oluşturmadan girilir. Kişilik sorunları, cinsel sorunlar, kişiler arası çatışmalar ve anksiyete gibi depresyon oluşumunu kolaylaştıran bozukluklar ele alınır. Destekleyici psikoterapiler depresyonun akut döneminde tedavide önemli yer alır. Hastanın benlik gücünü tanıması ve sahip olduğu başa çıkma yetilerini tam kapasite ile kullanması amaçlanır. Birey yaşadığı güçlüklerin farkına varıp tanımlayabilmelidir. Doğrudan soruna odaklanılır. Sorun belirlendikten sonra basamak basamak çözümlenir. Evlilik terapilerinin de depresyon tedavisinde rolü büyüktür. Depresif bozukluğu oluşturan ya da depresyonun sürmesine katkıda bulunan eşler arası sorunlar, çatışmalar, olumsuz ilişki örüntüleri ele alınır. Bilişsel ve davranışçı terapiler ise depresyon tedavisinde en iyi bilinen ve tercih edilen psikoterapi yöntemidir. Beck’ in tariflediği “depresyonun bilişsel modeli” ne göre depresif hastada kişinin kendine olumsuz bakışı, dünyaya olumsuz bakışı ve geleceğe olumsuz bakışı söz konusudur. Bundan dolayı hasta kendinin yetersiz ve değersiz olduğuna inanmakta, kendine ve çevreye ilgisiz kalmakta, gelecekle ilgili umutlu olamamaktadır. Bilişsel davranışçı terapide öncelikle hastanın depresyonunu tanıması ve onunla savaşmayı öğrenmesi hedeflenir. Çeşitli yaşam olaylarına verilen olumsuz algılama ve değerlendirme eğilimi düzeltilmeye çalışılır. Olumsuz düşüncelerin yarattığı depresif duygu kısır döngüsü gösterilerek, gerçekçi ve olumlu düşünce ve yorumlarla bu döngü kırılmaya çalışılır. Sorunlarını sağlıklı ve gerçekçi biçimde ele almayı öğrenen hasta bunları günlük hayatında sınayarak tedavisini pratiğe dökecektir. Bilişsel davranışçı terapi ilaç kullanılamayan depresyonlar, psikotik özellikleri bulunmayan hastalar, intihar olasılığı bulunana hastalarda rahatlıkla kullanılabilir. Tedavi etkinliği %95′ leri bulmaktadır. Birçok araştırmacı psikoterapi uygulanan hastaların nüks ve yineleme oranlarının ilaçla tedavilere göre daha düşük olduğunu belirtmektedir. Kişiler arası terapi de depresyon tedavisinde tercih edilen 12-16 hafta süreli kısa terapilerdir. Hastanın bugünkü sorunları ve sosyal ilişkileri üzerine ağırlık verilir. Özünde Freud tarafından ortaya atılıp sonraki psikanalistler tarafından geliştirilen depresyona açık kişilik yapısı vardır. Burada bireylerin hayatta kalabilme ve bireysel doyum sağlayabilme için devamlı onay isteme, sürekli sevgi ve bağlanma arayışı içinde oldukları tespit edilmiştir. Bağlanma gereksinimi sağlıklı biçimde karşılanmamış bireyler depresyona yatkın olmaktadır. Kişiler arası terapide depresyon herhangi bir kalp hastalığı, kulak-burun hastalığı gibi tedavi edilmesi gereken medikal bir hastalık gibi ele alınır. Depresyondaki hasta hiçbir duygusu için suçlanamaz. Depresyon tamamen psikososyal ve kişiler arası ilişkiler zemininde oluşan bir hastalık olarak kabul edilir. Hastanın kişiliğini yeniden yapılandırma gibi bir amaç güdülmez. Depresyonun belirtileri ve sosyal işlevlerdeki yetersizlikler üzerine çalışılır. Psikoterapi neticesi kişi suçluluk ve değersizlik duyguları benzeri depresif belirtilerin sadece hastalığın bir parçası olduğunu anlayacak, bu sayede de rahatlama sağlanacaktır. Kişiler arası psikoterapi yaklaşımında bireyin yaşamındaki önemli kişilerle olan ilişkileri, birbirlerinden beklentileri ve bu beklentilerin ne oranda karşılandığı, ilişkilerin doyurucu ve tatmin etmeyen yönleri, beklenen değişikliklerin karşı tarafta mı, kendisinde mi olması gerektiği gibi ilişki odaklı çalışılır. Depresyonla ilişkili sorun alanları saptanır, sorunla baş etmeye yönelik terapi uygulanır.
WhatsApp'dan Randevu Al